Hocam kalma

Ilk ciddi kavgam

2020.10.21 09:31 Mrkebabb Ilk ciddi kavgam

Sene 2015 5. Sınıftayım, ilkokul bitince okul değiştirmiştim ama yeni okulda da çevrem vardı, taa çocukluktan bile kalma ağır başlı arkadaşlarım filan var (5. Sınıfta da cocuktuk amk) neyse işte geldiğim okuldada zaten kavga ediyordum ama bu kavga yeni okuldaki ilk kavgam ve ilk ciddi kavgam. Ben daha okulun bahçesine bile adımımı atmadan kapıda iki kişi karşıladı ooo Şiyar buradamiydin demeye başladılar, neyse sıraya kadar gittik baktım direk 6-7 arkadaş geldi on sıralardan, sonra diğer sınıflardan da bir-kac kişi geldi, artık çevrem sağlamdı, hiç dayak yiyemezdim. Bir okul yıkılmıştı başka bir mahallede oradan da öğrencileri bu okula yollamışlar, birisi de bize düşmüş, sınıfa geçince baktım o da etrafına topları toplamış, hava filan atıyor, arada da bana bakıyor. Sıskanın teki ama hava atıyor beni o sinirlendiriyor. Neyse ben arkadaşlarla yine en arkada arkadaşlarla kurulmuşum, benim çocukluk arkadaşı var o da dev gibi adam, adam diyorum çünkü hocayı bile devirir öyle biri, ibne kuruldu masanın üstüne. Neyse biri yanaştı yanıma, o da bahsettiğim o atarlı çocuğun yanındaydı, dedi "sana laf atıyor, annene küfrediyor, bir vursam olur gider diyor" bende gittim sordum doğru mu diye, sana ne lan dedi, sinirlendim nasıl sana ne amk bana laf atıyorsun is koyuyorsun. Neyse küfretme özür dile lan filan dedim atarlandı, yakamdan tuttu bende bilerek ayaklarımı sağlama aldım ve beni itmesine izin verdim ama duvara doğru iterken yön değiştirttim ona ve beni tahtaya doğru itmesini sağladım, herkes görsün de ilk vuran oydu diyeyim baktım vurmuyor ve sırtım artık tahtaya dayanmış, o beni iterken de herkes ooo şiyar dayak yiyor filan diyor. Bir tane yumruk patlattım burnuna baktım yere devrildi kanlar akıyor, hamsi gibi çırpınıyor, sonra bir tane de karnına tekme attım o sırada müdür yardımcısı, hayatında odadan çıkmamış olan o müdür yardımcısı oradan geçti, ve gel lan buraya dedi. Gittik o özel lobiye, adamlar ciddi ciddi koruma filan yapmış o lobiye, üst katta da boss var, biz ikinci kata çıktık, üst kattaki boss müdür yardımcısını aradı ve at okuldan gitsin dedi, tel açıkta değil ama sesi geliyor, işte hoca da dedi yok müdürüm bir olay yok sadece tartışmışlar kavga filan yok. Sonra o sıska çocuğu çıkardı odadan, karşıma geçti nerelisin dedi mardinliyim hocam dedim. Baktım delirdi lan olum sürekli pislikleri bizden olanlar mı yapacak, beni öldürmeye mı çalışıyorsunuz, filan. Ama ben hala haklı olan benim kafasında konuşuyorum. Neyse kürtçe küfürler etti, sikecekler bunlar beni, anamızı aglattilar anlamında. Sonra benimde kürtçe bildiğimi hatırladı ve yuzu kızararak beni çıkardı odadan. Çocuğun annesi çocuğu da ikna etti benden davacı olmadılar, ve şikayetçi olmadıkları için atılmaktan kurtuldum. Bu da böyle bir anımdır. Ama dövdüm çocuğu yani, 2 sene boyunca o burnundaki yamuklukla dolandı
submitted by Mrkebabb to KGBTR [link] [comments]


2020.01.28 19:47 guvncnyldz Çıkış Yok

Sonu gözükmeyen, kapısından ötesi tamamen karanlığa bürünmüş bir tünelin girişinin hemen önündeydi. Bir anda girişten dışarı titrek, korku dolu bir bağrış yükseldi.
"Lanetli, Bu tüneller lanetli!"
Sesin geldiği yöne dikti gözlerini ve endişeyle beklemeye başladı. Kısa bir süre sonra bağrışların kaynağı görünür olmuştu. Silüet gitgide belirginleşmiş, en sonunda tanıdık bir simaya dönüşmüştü. Tünelleri araştırmak için içeri girdikleri arkeoloji ekibindeki kazı elamanlarından biriydi bu. Ekipmansız ve kasksız bir şekilde var gücüyle koşuyordu. Tünelin girişinden dışarı nefes nefese attı kendini. Kireç taşından duvarlarla çevrilmiş, tepesindeki yarıklardan sızan ışıkla aydınlanan mağara odasının tam ortasında durup soluklanmaya başladı. Başka biriyle karşılaşmış olmak onu rahatlatmış gibi görünüyordu. Kesik kesik ama aceleyle konuşmaya girişti.
"Şükürler olsun buradasınız hocam... Ekibin geri kalanı... Onlar nerede bilmiyorum..." dedi ağzının etrafına saçılan salyalarını sildi. "Bayılmış olmalıyım, hatırlamıyorum... Onu duydum... Eşyalarımın yanındaydı... Işık saçıyordu ve sonra... Sonra söndü... Ve tekrar" dedi soluk soluğa. Nefes alışverişi, konuştukça daha da hızlanıyor, daha da düzensizleşiyordu.
"Ne diyorsun, ne ışığı? Eşyaların nerede?"
"Hocam... Koştum..." dedi. Vücudu terlemeye ve tir tir titremeye başlamıştı. "Ne oluyor anlamıyorum... Sadece koşuyorum..." derken göz bebekleri yuvalarına doğru kaybolup geri geliyordu. Korkudan bir çeşit kriz geçiriyor olmalıydı. "Çıkış yok! Bu tüneller lanetli" dedi ve bir anda yere yığıldı. Birkaç kez çırpındı, biraz daha titredi ve sessizliğe gömüldü.
Arkeolog ne yapacağını bilemeden öylece kalakalmıştı. Bir yanı bu tahlisiz adamı alıp dışarı çıkartmak, onu bir doktora ulaştırmak istiyor; bir yanıysa daha derinlere inmek, belki bir daha karşılaşamayacağı bu buluşu keşfetmek için can atıyordu. Bu adam ne görmüştü de bu kadar korkmuştu? Mağara, uçsuz bucaksız tüneller, bu odalar ne tür gizemler saklıyordu? Çıkış yok ne demekti? Çok geçmeden kararını vermiş, bilim insanı tarafına yenik düşmüştü. Elinde tuttuğu, nerede bulduğunu ve ne zamandır sahip olduğunu hatırlayamadığı el fenerinin ışığını bilinmeze, tünelin girişine doğrulttu. Fenerin pili biraz önce olduğundan daha az gibiydi. Yine de yol yeterince görünür olmuştu. Derin bir nefes aldı ve insanoğluna ait en derin dürtülere; meraka, korkuya, ölüme ve yaşama doğru yürümeye başladı...
Bir süre sonra fenerin yaydığından başka hiç ışık kalmamıştı tünelde. Geldiği oda artık gözükmüyordu. Sarkıtlardan zemine damlayan ve her seferinde, ilk kezmiş gibi, arkeoloğun yüreğini hoplatan suyun sesinden başka ses duyulmuyordu. Rutubet kokusu o kadar güçlüydü ki duvarlardaki ıslanmış kirecin yapış yapış tadı duyumsanabiliyordu. Tüm reflekslerini ve duyularını hala canlı tutabilmesine olanak sağlayan korku hissine alışmıştı artık. Sona ulaşmaya karşı olan kaygısı yerini, kendisinden daha güçlü olan arzuya ve heyecana bırakmıştı. Adımlarını bu niyetle hızlandırmaya ve hayatının keşfine daha süratle ilerlemeye başlamıştı ki zaten fazlasıyla cılızlaşmış olan ışık, biten enerjisinin son çırpınışlarıyla aniden açılıp kapanmaya başladı. Tünel zifiri karanlıkla dolup taşıyor, hemen ardından fenerin ışığıyla nahifçe aydınlanıyordu. Hiç sırası değildi şimdi. Sönmek üzere olan alete birkaç kez vurdu. Bir yandan da beynine hücum eden sayısız kötü senaryo ile boğuşuyordu. Sonu gelmişti işte. Yitip gitmenin nefesini ensesinde hissedince insan, yaşamak ne de çekici ne de güzel geliyordu. Oysa şimdi çaresizdi. Işık birazdan kapanacak ve bu uçsuz bucaksız tünellerde ölüme kavuşana dek yalnız kalacaktı. Halbuki keşfini yapmayı, geri dönmeyi ve kazı elemanını da alıp çıkmayı umuyordu. Şimdiyse bu umut ona gülünç ve çocukça bir kahramanlık hikayesi gibi geliyordu. Bir kez daha çelimsiz ışığını yaydı fener. O anda hayat, yerdeki bir başka fenerin camındaki anlık parlamayla göz kırptı arkeoloğa. Başından aşağı sıcacık su dökülmüş de, buzları birden çözülmüş gibi hızlıca tutundu bu son ümidine. Yanındaki kasktan da anladığı üzere kazı elemanını kaçarken düşürdüğü fener olmalıydı bu. Böylece uzun zamandır aklına gelmeyen bir soruyu da hatırlamış oldu. O işçi neyden kaçıyordu?
Bu sorunun cevabının, tünellerin altında yatan gizem ve belki de tehlike ile birlikte er ya da geç açığa çıkacağının farkındaydı. Yine de bu kadar hazırlıksız yakalanmayı beklemiyordu. Tüm ümitleri yıkılmış, ardından tekrar canlanmışken; yerdeki feneri aldığı ve gardını tamamen indirdiği sırada, bir süredir geldiği yönde duran ve onu izleyen bir çift gözün varlığı doğmuştu içine. Nefesini güçlükle de olsa duyabiliyor, tüneli dolduran sıcaklığını hissedebiliyordu. Avcının, avını yakalamadan hemen önceki, o herkesin birbirini fark ettiği ama kimsenin hamle yapmadığı an yaşanıyordu. Tüm bu gergin bekleyiş, eski fenerin soluk ışığının aniden sönmesiyle bir anda hayatta kalma savaşına dönüştü. Arkeolog tüm gücüyle ve yeni fenerinin rehberliğiyle koşmaya başladı. Bu sırada arkasından korkunç çığlıkları ve inlemeleri duyulan varlığın sesinin gitgide azalmasından ondan daha süratli olduğunu kestirebiliyordu. Koşarak yol ayrımlarını geçiyor, mağaranın sürekli daha derinlerine iniyordu. O kadar hızlıydı ki bir dönemece geldiğini son anda fark edebildi. Kanında dolaşan adrenalinin de etkisiyle olacak, sert bir manevrayla duvara çarpmadan dönmeyi başardı.
Epey aydınlık bir odanın orta yerine çıkıvermişti. O kadar koşmanın yorgunluğunu hissetmiyordu. Dinlenmeye ihtiyacı yoktu. Neyden kaçtığını zaten bilmiyordu. Şaşkınlıkla etrafına bakındığında fark etti: Sonu gözükmeyen, kapısından ötesi tamamen karanlığa bürünmüş bir tünelin girişinin hemen önündeydi. Bir anda girişten dışarı titrek, korku dolu bir bağrış yükseldi.
"Lanetli, Bu tüneller lanetli!"
submitted by guvncnyldz to u/guvncnyldz [link] [comments]